Yıl 1963 Öteyi beriyi, pılıyı pırtıyı topladık tayin çıkmış alelacele yükleniyoruz eşyaları, bir telaş ki sormayın biryandan sevinç bi yandan keder hepsini toplasan kaç para eder. Memuriyet işte nereye çıkarsa oraya.. Gele gele geldik İstanbul’a ilk orta lise üniversite geçti mi yıllar üst üste, sağ salim el, kol, kulak yerinde sonra düşündüm biraz bakıp geriye, çabuk değil zor geçmiş yıllar hatta bitip tükenmek bilmemiş günler saatler.Yıl 1973 yer Beyazıt Küllük kıraathane, fakat öyle memed ağanın köy kahvesi gibi değil platinde bilardo oynadığın gençlerle bir saat sonra karşı karşıyasın. Adeta takım tutar gibi gelirdi anlamazdık olayların vahametini. Orta sondayız Çekmece nere Beyazıt nere , sokağa çıkarmaktan korkan anamız bir bilse, heyecan başlamış bir kere alışmışız doğru küllüğe..
Bir varmış bir yokmuş diye başlasa belki dinlenir masal diye fakat gerçeğin ta kendisi yaşananlar derin izler bıraktı bizde.
Bir varmış bir yokmuş diye başlasa belki dinlenir masal diye fakat gerçeğin ta kendisi yaşananlar derin izler bıraktı bizde.
Grubun ağabeysi gelin bakalım gençler dedi. Bakın görüyormusunuz laleliden gelenleri başımızı çevirdiğimizde laleli ordu caddesinden Aksaray tarafından büyük bir grup dörderli yürüyüş kolu üzerinde siz deyin 500 ben diyeyim bin kişilik düzenli bir kızıl ordu görünümünde omuzlarına bir tüfek düzeninde yaslanmış kazma sapları ve uçlarında yalandan küçük üçgen flamalar. Başlarında koyu kırmızı bereler,üzerlerinde yeşil üniformalar partizan grubu yaklaşmakta.. evet dedi ve devam etti ağabey elimize broşürleri tutuştururken henüz 15-16 yaşlarındayız üç kişi.. Ne olacak dediğimizde işte bu broşürleri onlara dağıtacaksınız tam küllüğün önüne inin buradan geçerken dağıtmaya başlarsınız. Tamam dedik gençlik enerjimizle, indik aşağıya ve dağıtmaya başladık broşür(bildiri) leri. Kafile hem yürüyor istiflerini bozmadan kağıtları ellerine sıkıştırıyoruz. Kafalarını ve yürüyüş ritimlerini bile bozmadan gövde gösterisi yürüyüşü devam ediyor.Olayı sonra duyuyoruz. Tamamen partizan’ı tahrik içeren bu bildirilerden birisini onca kalabalığın arasından birisi okusa belki biz bugün hayatta değiliz. O günlerde fazla cesaretli olmakla beraber hesap soracak gücümüz yok ağabeylerden aradan yıllar geçiyor ve ağabeyle çekmece de bir kafeterya da karşılaşıyorum.
Konuşma ortamında bir boşluk yakalayıp soruyorum. Size yazıklar olsun bizim hayatımızı hiçe saydınız. Nasıl bizim toyluğumuzdan yararlanıp hayatımızı tehlikeye atarsınız dediğimde, siz toydunuz fakat bizde gençtik çok hatalar yaptık bu da onlardan biri dedi .Sadece ağabey biz değildik bunu bil.. bizim de ağabeylerimiz vardı diye devam etti. Yazıklar olsun dedim.
Daha sonra bir muhasebe ve içsel bir hesaplaşmaya giriştim. Bir zincirdi bu hemde öyle bir zincir ki kopacak gibi değil halkalar öyle bir geçmiş ki birbirine ayrılmanın umudu bile yok.
Daha sonra bir muhasebe ve içsel bir hesaplaşmaya giriştim. Bir zincirdi bu hemde öyle bir zincir ki kopacak gibi değil halkalar öyle bir geçmiş ki birbirine ayrılmanın umudu bile yok.
Sonra bardağın hep boş tarafına bakmışız diye iç geçirdim. Biraz da dolu tarafına bakalım diyerek bir ömür geçirdim. Şimdi bakıyorum da herkes herkese karşı, öteki konumun da önümüzdeki süreçte bizleri bir hesaplaşma bekliyor diye endişe ediyorum. Zira kuzular eteklerde su kavgası yaparken kurtlar zirvede kar suyu içermiş, atı alan üsküdarı geçmiş bazıları ihale teklifi hazırlarken bizlerde yazılarla teselli arıyoruz. Hatta onu bile beceremiyoruz. Geçmişin muhasebesini yapan bizler geleceğimizin çalındığının farkında bile olamıyoruz. Aralara sıkıştırılmış cümlelerle ferahlıyoruz. Hele birde ortamı gerginleştirdik mi ohh yeme de yanında yat.
Adam arkadaşından borç para almış sağa dön sola dön uyku yok huzursuzluk dizboyu böyle olmayacak demiş açmış telefonu eline ben sana olan borcumu ödemiyorum demiş kapamış telefonu.Bu sefer alacaklı başlamış yatağında dönmeye. Yani bu hesap bizler birbirimizi kündeye getirelim derken etrafa aslında rahatsızlık veriyoruz. Oysa birlik ve beraberlikle gerçek düşmanın nerede durduğunu pekala biliyoruz. Fakat yukarda bahsettiğim gibi ağabeylere bir şey söyleyemiyoruz. Söyleyeceğimiz zaman ise belki de ömrümüz yetmeyecek artık.














